BİR DEVİ KAYBETTİK!

G.Saray’ın efsanevi teknik direktörlerinden Jupp Derwall hayata gözlerini yumdu. Türk tutbolunun gelişimindeki yeri yadsınamayacak kadar büyük olan Derwall, geçirdiği ağır bir hastalık nedeniyle gözlerini kapadı. İşte eski dostun ardından..

Bir dönem Galatasaray’ın da teknik direktörlüğünü yapan Derwall 80 yaşında vefat etti.

Helmut Schön’den sonra 1978 yılında Almanya Milli Takım Teknik Direktörlüğü görevini üstlenen Derwall, Alman Milli Takımı’yla 1980 yılında İtalya’da Avrupa Şampiyonu, 1982 yılında İspanya’da düzenlenen Dünya Kupası’nda da dünya ikincisi olmuştu.

Alman Futbol Federasyonu (DFB) tarafından yapılan açıklamada başarılı teknik adamın, geçirdiği kısa süreli ağır bir hastalıktan sonra dünyaya gözlerini kapadığı belirtildi.
-GALATASARAY’DAN BAŞSAĞLIĞI MESAJI-

Derwall’in vefatının ardından Galatasaray kulübü resmi internet sitesi aracılığı ile başsağlığı mesajı yayınladı.
Mesajda şu sözlere yer verildi:

Bugün hayata gözlerini yuman unutulmaz teknik direktörümüz Jupp Derwal’in vefatını büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Sevdiklerine baş sağlığı dilerken kendisini ve yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağımızı belirtmek isteriz.

Galatasaray Spor Kulübü’nde görev yaptığı 1984-1988 yılları arasında yaptıkları ile Türk Sporunda bir çığır açan ve Kulübümüzde görev yapmasından gurur duyduğumuz Jupp Derwal’in anısına her zaman sahip çıkacağımızı spor kamuoyuna duyururuz.

Galatasaray Spor Kulübü
-DERWALL’İN YAŞAMI-

1978 ile 1984 yılları arasında Batı Almanya Ulusal Futbol Takımı’nın teknik direktörlüğünü yapmış, 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanmış ve 1982 Dünya Kupası’nda final oynamıştır. Saç biçimi ona “Şef Gümüş Kıvrım” lakabını kazandırmıştır.

1984-1987 yılları arasında Galatasaray Futbol Takımı teknik direktörlüğünü de yapmıştır.

Oyunculuk kariyeri:
Rhenania Würselen’de 1938 yılında orta saha ve forvet olarak başlamıştır. Daha sonra Derwall ilk Alman liginin batı liginde Alemannia Aachen ve Fortuna Düsseldorf takımlarında oynamıştır. Aachen ile Almanya Kupası finalinde oynamış ve Rot-Weiss Essen’e 1-2 yenildikleri maçta takımının golünü atmıştır. Beş yıl sonra Düsseldorf ile tekrar final oynamış ve VfB Stuttgart’a 3-4 yenilmişlerdir. 1954 yılında iki kez Alman Milli Takımına çağırılmış fakat 1954 FIFA Dünya Kupası’nı kazanan takımda hiç oynamamıştır.

Teknik Direktörlük Yılları:
Oyuncu olarak emekli olduktan sonra, Derwall ilk olarak İsviçrede FC Biel (1959-1961) ve FC Schaffhausen (1961-1962) takımlarını çalıştırmıştır. 1962 yılında Fortuna Düsseldorf ile bir kez daha kupa finaline yükselmiş ve uzatma dakikalarında 1. FC Nürnberg’e 1-2 kaybetmiştir. Sonradan altı yıl süresince Saarlan bölgesel birliğinin teknik direktörlüğünü yapmıştır.

1970’de Udo Lattek’in yerine Batı Almanya milli takımı yardımcı teknik direktörü olarak efsanevi Helmut Schön’ün ekibine atandı. 1972 Yaz Olimpiyatlarında Alman takımından sorumluydu, son sekiz takım arasına kaldı.

Derwall, Schön’ün yardımcısı olarak 1978 Dünya Kupası sonrasına kadar hizmet verdi. Schön teknik direktörlükten emekli olunca, turnuvadaki başarılarında ışığında, Derwall Batı Almanya ulusal futbol takımı teknik direktörlüğüne getirildi.

Derwall’in teknik direktör olarak ilk büyük turnuvası İtalya’da düzenlenen 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası oldu. Yönetimindeki Batı Almanya Milli Takımı, oynadığı beş maçın dördünü kazanarak şampiyonluğu kazandı ve Klaus Allofs turnuvanın gol kralı oldu.

Güven duygusu İspanya’da düzenlenen 1982 Dünya Kupası ile giderek arttı. Derwall, Cezayire karşı oynanacak ilk maç öncesi, “Cezayir’i yenemezsek eve giden ilk trene bir bilet alacağım!” diye açıklama yapmıştır. İşler beklendiği gibi gitmemiş ve Almanya Cezayir’e beklenmedik bir şekilde yenilmiş ve Derwall sözünü tutamamıştır. Derwall’in Batı Almanya’sı sükunetini korumuş ve pekçok zorlu maçtan sonra finale kadar gelmiştir. Bu zor maçlardan biri unutulmaz Fransa maçıdır. Maçta, Batı Almanya 3-1 yenik durumda iken skoru 3-3’e getirmiş ve Fransa’yı penaltılarla elemiştir. Finalde Batı Almanya, İtalya’ya 3-1 yenilmiştir. Final maçının yıldızları Karl-Heinz Rummenigge ve Paul Breitner idi.

Aksiliklere rağmen, Derwall Batı Almanya teknik direktörü olarak 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’na katıldı. Favorilerden biri olarak gösterilmesine rağmen Batı Almanya Fransa’da başarılı olamadı ve Derwall’in takımı ilk turda elendi. Almanya’daki kamuoyu hızla Derwall’e karşı tersine döndü. Derwall görevinden istifa etmeye zorlandı ve yerine Franz Beckenbauer getirildi.

1984 yılında Bundesliga takımlarından gelen pekçok teklifi şaşırtıcı biçimde reddederek Galatasaray’a teknik direktör oldu.

Uluslararası bir saygınlığı ve deneyimi olan Derwall’in gelişi Avrupa’da Türk futbolunun algılanmasını olumlu yönde değiştirmiştir. Galatasaray’daki imtiyazlı çalışması Türk futbolunun geleceğinin değişmesine yardımcı olmuştur. Bir ulusal şampiyonluk ve bir Türkiye Kupası kazanmasına rağmen, Derwall’in İstanbul’da bulunması ile Türk futboluna modern Avrupa antreman teknikleri ve taktik fikirleri kazandırmıştır.

Türkiye’nin önde gelen teknik direktörlerinden olan Fatih Terim ve Mustafa Denizli Derwall’in Türkiye’de bulunduğu süre içinde ondan eğitim almışlardır.

Derwall, 1987 yılında Galatasaray’dan emekli olarak spor yaşamını bıraktı. Türk Milli Takımı’nı çalıştıracağı yönünde yapılan spekülasyonlara rağmen, Almanya’ya dönüp emekliliğin tadını çıkarma kararı aldı.

1991 yılında bir kalp krizi geçirdi, fakat sağlına kavuştu.

Jupp Derwall, geçirdiği kısa süreli ağır bir hastalıktan sonra 26 Haziran 2007′de 80 yaşında hayata gözlerini yumdu.
YAVUZ KOCAÖMER
“DERWALL BU ÜLKEDEN KIRGIN GİTTİ”

Bu arada Derwall’in Türkiye’deki en yakın dostlarından Yavuz Kocaömer, Alman teknik adamı anlattı. Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı Başkanı Yavuz Kocaömer G.Saray’ın Derwall’e vefasızlık yaptığını ve efsanevi teknik adamın Türkiye’den kırgın ayrıldığını söyledi.

Başta Özhan Canaydın olmak üzere G.Saray yönetimine tepkisini gösteren Kocaömer Derwall ile nasıl tanıştığını, Derwall’in Türkiye’den kimi özlediğini, Derwall’in kendisine gönderdiği mektupta neler yazdığını anlattı.

İşte www.ligtv.com.tr’ye konuşan Yavuz Kocaömer’in ağzından efsanevi teknik adam Jupp Derwall:
“Jupp Derwall’in futbol adamlığı yönünü herkes biliyor. Ben kendisiyle 1988′de tanıştım. Almanya’da Türk Alman Engelli Sporcuları Destekleme Derneği’nde beraber çalıştık. Kendisi bana çocuk derdi. Sonra bu devam eden güzel olay bazı Alman politikacıların konuyu saptırmalarıyla benim canımı sıktı. Ben de istifa ettim. İstifa ettikten sonra dernek çöktü. Bunu hiçbir zaman içine sindiremedi. 1992 senesinin Aralık ayında bana bir mektup yazdı. O tarihte Solingen’de Doğu Almanya’da 6 Türk vatandaşını yakarak ödlürmüşlerdi. O mektupta şunlar yazıyordu: “Yavuz, son aylarda seni ve müşterek çalışmamızı çok sık düşündüm. Hem sen hem ben ama hem de Alman devleti bence vicdan azabı çekmelidir. Bu dünyadaki bütün maddi değerler ülkemizdeki yabancı insanlarımızın korunması için harcanmaya değer olmalıydı. Alman vatandaşlarım adına utanıyorum. Hele böyle feci bir olayın bugün özgürlük içinde yaşayan Doğu Almanya tarafından kaynaklanmasını içime sindiremiyorum. Biz bu çabaları gösterdiğimizde Federal Alman hükümeti şu olacakları hissedebilseydi herhalde iki ülke için de yararlı olacak bir eser ortaya çıkarmış olabilirdik. Aynı sitemlerim ve eleştirilerim Özal hükümeti için de geçerli. Yurtdışında yaşayan insanlarını korumak ve kollamak adına çok fazla bir şey yaptıklarına inanmıyorum. Seninle uygun göreceğin her türlü projenin içinde sonuna kadar çalışmaya hazırım.”

Şunu söylemek istiyorum: Galatasaray camiası Özhan Canaydın önderliğinde Derwall’e büyük vefasızlık örneği gösterdi. G.Saray’ın 100.yılında onunla yakınlığımı bilen yöneticilerden biri beni aradı ve “100.yılımızda Derwall için bir plaket ve forma yaptırdık. Kendisine bunları Almanya’ya götürüp verir misiniz?” dedi. Ben Almanya’ya gitmeyeceğimi kendisine ilettim. O da “Olsun, postaya verirsiniz” dedi. Ben de “Derwall’in yaptıkları ortada. Ben de G.Saraylıyım. Ama yok mu bir elemanınız bunu kendiniz götürün verin” dedim. Yönetici de bana “Başkanımız Özhan Canaydın böyle olsun istedi” dedi. Ben aldım plaket ve formayı Derwall’in evine gittim. Derwall’e gidip “Derwall, ben bunları getirdim ama hiç içime sinmiyor. Bu adamlar sana haksızlık etti” dedim. O da şöyle bir bacağımı tuttu eliyle. “Çocuk, üzülme. İnsanlar bazen çok yoğun işlere giriyorlar. Unutabiliyorlar. Beni bu kadar düşünmeleri bile benim için çok önemli” dedi.

Jupp Derwall’in özkızı 1.5 seneden beri İstanbul’da yaşıyor. İki çocuğuyla birlikte. Yani bunlar Derwall’in torunları. Damadı Lufthansa’nın Almanya müdürü. Kaç kere yöneticilere söyledim “Bunları gelin maça davet edin. Futbolcuların oturduğu yerin hemen arkasında bir maç izlesinler. Yarın öbür gün Derwall göçüp gidecek. Hiç değilse bu iki çocuğu kazanmış oluruz. Bu adam onların dedesi” dedim. Kimse ilgilenmedi. Özhan Canaydın ve ekibinin sadece Derwall’e değil diğer emeği geçnelere de sergilemiş oldukları vefasızlıkları ortada. Yarın bakacağız gazetelere “Ah oldu, vah oldu, bitti” diye açıklamalar yapacaklar. Bana göre Derwall bu ülkeye ve Galatasaray’a kırgın gitti. Bundan 3-4 ay evvel gitmiştim Saarbrucken’e… Yolda yürüyorduk, 100 adım atıyor duruyordu. Kalbinin hücreleri devamlı eriyordu. “Seni görünce İstanbul gözümün önüne geliyor. Ah keşke uçağa binebilsem de gidebilsem Türkiye’ye” demişti. Bundan iki ay evvel Cumhuriyet Gazetesi ona bir ödül verdi. O zaman zaten ben açıkcası anlamıştım. elefonla aradım ve kendisine ödül vereceklerini ilettim. O da bana “Tamam çocuk gelirim” dedi. Ama hemen sonra “Bir kez daha tekrarlasana” dedi. Tamam sen beni Perşembe ara dedi. Sonra damadıyla konuşrum. O da “Nasıl gelsin” dedi. Ben de bu süre içinde Almanya’ya gidemedim. Ama şimdi Almanya’ya gidip bu ödülü eşine vereceğim. Ama o konuşmalarımızda “Kırgınım” demezdi. Bakışlarından belli olurdu. Türkiye’den sadece Ergün Gürsoy ve Şenez Erzik’i özlediğini söylerdi. Şenez Abi ile niyetlendik. Ergün ile sözleştik. Ama olmadı, gidemedik. Yarın hepimize aynı şey olacak. Hepimiz öleceğiz. Ama kurumlar bunları asla unutmamalı. Tabii G.Saray artık bir kurum olmadığı için, başkanın elinde bir oyuncak olduğu artık söyleyebileceğim bir şey yok”

 

ALP YALMAN
“TEK BİR ŞEYDE SİNİRLENİRDİ: TAVLA OYNARKEN”

Derwall’in Türkiye’ye gelişinde önemli isimlerden biri olan Galatasaray Eski Başkanı ve yöneticisi Alp Yalman ise acı haberi öğrendiğinde ilk sözü “Hakikaten de ailemden birini kaybettim.” oldu.

Yalman, Derwall’in futbol adamlığı dışındaki ilginç bir yönünü de anlattı:
“Çok başka bir adamdı. Çok derinliği olan bir adamdı. Futbolla ilgili, kulüple ilgili, Türk futboluyla ilgili çok uzun konuşmalarımız olmuştu. O’nu Türkiye’ye çağırırken ‘Seni Galatasaray’ı çalıştır da şampiyon yap diye istemiyorum. Senin Türkiye’de futbol düzeyini değiştireceğine inanıyorum.’ demiştim. O da ‘Evet’ demişti. Çok başka bir adamdı. Düşünce değişikliği yaşattı Türkiye’de, futbol düşüncesini değiştirdi. Altyapıya, gençlere, antrenör yetiştirilmesine katkı yaptı. Mustafa (Denizli) mesela. Tabii ki Mustafa da çok yetenekliydi ama Derwall tecrübesiyle katkı yapmıştı ona. Derwall’in başka bir yanı da yanında çalıştığı insanlardan faydalanmasını bilirdi. Onların verebileceklerini alırdı. Hiçbir komleksi yoktu. Tek sinirlendiği şey; tavla oynamayı öğrenmişti, kaybetmeye dayanamazdı (Yalman açıklamalarının bu bölümünü gülümsemelerle sürdürdü). King de oynardık orada da kaybetmeye dayanamazdı. Futbolda da kaybetmeye tahammülü yoktu. Çok başka bir adamdı, çok başka…”

 

MUSTAFA DENİZLİ
“BABA SICAKLIĞINI ONDA BULDUM”


 

Antrenörlük yaşamına Jupp Derwall’le adım atan Mustafa Denizli de Onda baba sevgisini bulduğunu söyledi.

Denizli Lig TV Ana Haber bültenine telefonla bağlanarak “Hayatımda bir tek insanın yardımcılığını yaptım ama bir ömür yapardım. Asla gocunmazdım” dedi.

Mustafa Denizli, Derwall’i şöyle anlattı: “Rahatsız olduğunu bildiğim için uzun bir süredir… Duyduğum herşey çok büyük sürpriz gibi geliyor. Geriye dönüp baktığımda onun için söyleyebileceklerim herkesten farklı. Kişi olarak ondan kazanımların parayla ölçülemez. O benim için servetti. Onda insanlığı, ruhu herşeyi buldum. Futbol yaşamımda bir milattı benim için. Onunla birlikte yaşadıklarım çok önemli. Derwal ile inanılmaz bir sevgi bağı vardı aramızda. Ama fikir açısından farklılıklarımız vardı. Bizi de belki onlar bağladı. Birbirimizi çok sevdik, çok kavga ettik. O bir deryaydı. Ben onun yanında bu hayata adım atan biri olarak onu anlatmaya kalksam bir ömür yetmez. Benim kazanımlarım oradan oldu. Ben de babamı kaybetmiştim. O baba sıcaklığını insan herkeste bulamaz. Ama ben bu sıcaklığı onda buldum. Hayatımda bir tek insanın yardımcılığını yaptım ama bir ömür yapardım. Asla gocunmazdım.”

  -DERWALL’İN GALATASARAY DERGİSİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ-

Jupp Derwall: “Büyük Bir Aile Gibiydik”
Jupp Derwall.
Galatasaray tarihinin bu köşebaşı ismiyle Galatasaray Dergisi adına, Jupp Derwall’in yakın dostu Yavuz Kocaömer Almanya’da konuştu.

Ilık bir bahar gününde trenimiz Frankfurt’tan Saarbrücken’e doğru yola çıktığında, içimde inanılmaz bir heyecan vardı. 18 yıldır hiç ara vermeden devam eden dostluğumuz, son senelerde telefon konuşmalarıyla sınırlı kalmıştı. Bundaki en önemli etken ise, Jupp Derwall’in sağlık nedenleriyle seyahat edemeyişi, benim de işlerimin yoğunluğu idi.

Kameramanımız Serhan ile Jupp Derwall’in bizi karşılayacağı Saarbrücken tren istasyonunda buluşacaktık. Daha gideceğimiz yere varmamıza 1 saat 10 dakika kala cep telefonum çaldı. Serhan ”Ağabey, ben Saarbrücken tren istasyonundayım. Jupp Derwall de burada” dedi. ”Daha 1 saat 10 dakika ver Serhan! Ne işi var Jupp’un bu saatte orada’’ dediğimde, “Bilmiyorum. Ama çok heyecanlı” diye cevap verdi.

Trenden indiğimizde birbirimize sarılarak uzun bir süre öyle kaldık. Trende gelirken ”çok heyecanlıyım” dediğimde ”Çocuk (kendisi bana öyle hitap eder) sen ne diyorsun? Ben, bir haftadır yeniden karşılaşacağız diye bu heyecanı iple çekiyorum” diye cevap verdi. CNN-TÜRK’te yayınlanan söyleşimizi bitirdikten sonra, FC Saarbrücken Kulüp Başkanı’na ait, orman içindeki otelinin terasında bu sefer Galatasaray Dergisi için konuşmaya başladık.

1984’de Türk futbolunun Avrupa’da başarısı yoktu, sen ise zirvedeydin. Bu tercihinin sebepleri neydi?
Futbolu her şeyiyle gençliğimde olduğu gibi, yeniden yaşamak için bu tercihi yaptım. İlk teklif geldiğinde, Alp Yalman’a 4 defa hayır demek ve görüşmemek beni çok üzmüştü. Ama sonunda İstanbul’a bir görüşme yapmak için gelmeye karar verdim. İstanbul’a ilk geldiğimde hayal kırıklığına uğradım. Bana gösterebilecekleri hiç bir şey yoktu. Bir çim sahaları bile yoktu. Avrupa ülkelerinde I. Lig’de mücadele eden bir takımın, böyle bir durumda olması söz konusu değildi. Toprak sahalarda antrenman yapmak, neredeyse bataklık gibi sahalarda futbol oynamak benim için aklın almayacağı bir şeydi. O anda orada yapılacak çok iş olduğunu anladım. İstediğim koşulları sağlayabilmeleri konusundaki ricalarımı hemen kabul ettiler. O kadar altyapısız bir durumdaydı ki mukavelemi bile kendim hazırladım. Sonra akşam otelime gittim. Oradan eşimi aradım. Telefonda sesimi duyduğunda ”Kabul ettin değil mi?” diye sordu. Kendimi övecek bir şey söylemek içimden gelmiyor. Övülecek birileri varsa, onlar da, o tarihte birlikte çalıştığım futbolcularımdır. Her dediğimi yaptılar. Tabii içlerinde bir-iki tane ters yapıda olanı vardı. Ama her dediğimi yaptılar; bana ve kendilerine büyük destek oldular. Birinci yıl kupayı kazandık. Daha sonra toparlandık ve nihayet 3. yıl Lig Şampiyonu olarak Avrupa Kupaları’na katıldık. Böylece yaptığımız çalışmaların semeresini de almaya başladık.

Peki, anlaşmayı kendim yazdım dedin. O nasıl oldu?
Konuları görüştükten sonra Alp Yalman’a ”Bir mukavele yapınız” dedim. O da ”Bay Derwall bunu siz yazacaksınız” dedi. Ben de ”İyi de, buraya bir de benim alacağım parayı da yazmak lazım” dedim. Alp Yalman yüzüme bakarak ”Onu da siz yazacaksınız” dedi. O zaman çok şaşırdım ve çaresiz bir durumda olduğumu hissettim. Çünkü diğer kulüplerde, kurumlarda para en önemli konudur. Tamam Almanya’da da ben çok para kazanan, zengin bir insan değildim. Alman I. Ligi’nin Antrenörleri, Milli Takım Antrenörü olarak benden daha fazla para kazanırlardı.

Hilton Oteli’nde oturup, otelin kağıdına mukavelemi yazdım ve Alp Yalman’a ”bunu inceleyin lütfen ” dedim.

Jupp, geldiğinde, 2002 yılında Türkiye Dünya üçüncüsü olacak deseler inanır mıydın?
Florya’ya ilk geldiğimde, itiraf edeyim, kendi kendime ”Ne işin var senin burada?” dedim. ”Alman Milli Takımı ile Avrupa şampiyonu, Dünya 2′ncisi olmuş bir teknik adamsın. Böyle bir yerde sen nasıl çalışırsın?” diye düşündüm. Biri bana o an Türkiye’nin Dünya üçünçüsü olacağını söyleseydi ”Hadi ordan” derdim. Aslında benim yerimde bir başkası olsaydı, oradan hemen eşyalarını toplayıp, ertesi gün geri dönerdi. Akşam, otelin penceresinden baktığımda, Boğazın şahane manzarası beni çok etkiledi. Balıkçı motorları, giden gelen vapurlar. Ve kararımı verdim.

İlk günlerinizde karşılaştığınız en önemli zorluk neydi?
Takım içinde bir motivasyona ihtiyacım vardı. Bana 35 futbolcu verilmişti. Kendilerine ihtiyacım olmayan futbolcuları satmayı önerdim. Onlar da bana ”Galatasaray’da böyle şey yoktur. Bizde bir futbolcu istediği sürece oynar. Kimseyi satmayız ” dediler. Peki dedim, ”O zaman istediğim futbolcuları satalım, bu satıştan kulübün alması gereken parayı futbolculara verelim” Ve böylece hiçbir futbolcuyu kırmadan 9-10 tanesini satarak paralarını verdirdim ve bana da 24-25 futbolcu kaldı. Ve o futbolcular çok kısa bir süre içinde yeni bir şeyler olduğunu, işlerin düzgün gitmeye başladığını hissettiler. Ve şöyle yorum yaptılar: Ben eğer 35 futbolcunun içinden son 24′e kaldıysam demek daha iyisini de yaparım.

Mustafa Denizli yardımcılığınızı yapıyordu…
Mustafa’yı futbolculuk zamanından tanıyordum. Ve önünde saygı duyulması gereken çok klas bir futbolcuydu. Mükemmel bir tekniğe sahip, golü iyi koklayan bir futbolcu yapısına sahipti. Galatasaray’a geldiğimde, onun görevi genç takımı çalıştırmaktı. Ve bu tam ona uygun bir işti. O gençliğin dilinden çok iyi anlayan, onları hoşgörü ile karşılayan ama gerektiğinde de dediğini yaptıran bir yapıya sahipti. Ve ben göreve başladığımda Mustafa hala çok kaliteli bir futbolcuydu ve kendisini hiç düşünmeden ilk 11′de de oynatabilirdim. Ama bunu yapmadım. Çünkü Galatasaray’ı ileriye taşımak isteyen diğer genç futbolculara bu haksızlık olurdu. Ondan sonra Bay Yalman’a ”Mustafa’yı asistan olarak yanıma almak istiyorum. Ona ihtiyacım var” dedim. Çünkü o çok yetenekli biriydi. Kaleci antrenörlüğü de yapabiliyor, taktiği çok iyi alıyor ve anlatıyor, oyunun akışını çok iyi okuyabiliyordu. Zaten daha sonra da aldığı şampiyonluklarla bunu kanıtladı. Senli benli konuşmadığımız halde, zaman içinde çok yakın iki dost olduk.

Çevirmenin Ahmet Akçam, daha sonra teknik adam olarak Galatasaray’a da hizmet etti…
Ahmet benim için büyük bir şanstı. Samimiyetle söylüyorum benden daha iyi Almanca konuşuyordu. Üstelik benim memleketim Saarbrücken’de okumuştu! Ne kadar şanslı olduğumu düşünebiliyor musun? İyi çeviri benim için çok önemliydi. Çünkü tercümanın kendi yorumunu da katarak çeviri yapması kadar kötü bir şey olamaz. Bu güven çalışmalarımı çok daha kolaylaştırdı. Biz büyük bir aile gibiydik. Benim başarımın sırrı da herhalde buradan kaynaklanıyordu.

Biraz açar mısın?
Örnek vereyim. 60′ncı doğum günümü kutlayacaktım. Hilton Oteli’nde verdiğim partiye yaklaşık 100-150 kişi davet etmiştim. Ama bunların içinde 20 kişilik, kulüpte birlikte çalıştığım ekip de vardı. Sahadaki çimleri kesen bahçıvanımızdan, ahçımıza, malzemecilerimizden, masörümüz Ahmet’e kadar, hepsinin o akşam orada olmasını istedim. Yukarıda misafirlerimle ilgilenirken Hilton Oteli’nin resepsiyonundan bir telefon geldi: ”Bay Derwall lütfen aşağıya gelir misiniz?” Aşağıya indiğimde benim o 20 kişilik ekibim giyebilecekleri en iyi kıyafetleriyle aslanlar gibi kapıda bekliyorlardı. Resepsiyon Müdürü girmelerine güçlük çıkartıyordu. Çok kızdım. Müdüre ”Bayım bunlar benim arkadaşım ve benimle birlikte gelecekler” dedim. Malzemeci Ahmet’e ”Hadi Ahmet yürü” dedim. Asansörün önüne geldik. 10 kişiyi asansöre bindirip yanıma aldım, çünkü onlar benim ailemdendi. Aynı kaderi paylaşıyorduk. Ondan sonraki 2 yıl da o insanların nasıl şevkle çalıştığını, bana nasıl destek olduklarını söylememe bilmem gerek var mı?

1998’de Fatih Terim’e mektup yazdığını ve kendisinin Avrupa’da büyük başarılar kazanacağına inandığını belirtmiştin…
Önce şunu söylemeliyim. Fatih Terim karakterinde bir insana çok az rastladım. Hem insan olarak, hem aile babası olarak, hem de futbola aşık bir insan olarak. Kaptanım olduğu için her şeyi de futbolcularımın yanında konuşamayacağım için onunla birçok kereler yemeğe gittim. Daha sonra kendisine ”Avrupa’ya git. Sen bu işi başaracaksın” dedim. Çünkü kendine olan özgüveni çok yüksek seviyede idi. Kendisine İtalya’yı önermiştim. Çünkü İtalyanlar futboldan anlayan bir kişiye, lisan üzerinde durmayıp görmezden gelecek bir yapıya sahiptirler. Sonra da bildiğiniz gibi İtalya’ya gitti. Ordayken de telefonda defalarca konuştum.

Türkiye’nin Portekiz’deki finallerde olmayışı için neler söyleyeceksiniz?
Bu benim için büyük bir hayal kırıklığı. Sebeplerini kestirmek çok zor. Futbolda her şey olur. Belki de o futbolcuların büyük kısmı ”Bu kadar başarıya imza attım. Dünya üçüncüsü oldum. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadım. Para da kazandım. Artık beni rahat bırakın” diye düşünmüş olabilirler. Futbolda böyle şey vardır. Bu söylediğime inanın. Ve o zaman da zevk almazlar. (Jupp Derwall bu arada yine yazılmaması kaydıyla, eski Galatasaray günlerine dönüp, o zamanki bazı yaşadıklarını anlatıyor.) Bu bakımdan üzücü olmakla beraber, bu futbolcuları da anlayışla karşılamak lazım.

Peki Jupp, 2004’deki Galatasaray için ne diyorsunuz?
Bana ne soruyorsun? Ligdeki puan cetveline bak. Her şey orda gözüküyor.

Şimdi Galatasaray’ın başında Hagi var. Düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Hagi süper bir yetenek. Onun gibi futbol zekasına sahip dünyada çok az oyuncu var. Çok başarılı antrenörler vardır, parlak futbolcu değildirler. Çok parlak futbolcular vardır, antrenörlük hayatında başarılı olamazlar. Bunlar birbirinden farklı şeyler. Hagi de önümüzdeki 2 yıl Galatasaray’da yönetici olarak neler yapabileceğini hepimize gösterecek. Umarım başarılı olur. Çünkü Galatasaray’ın başarılı olması, yeniden Avrupa’da üst sıralara çıkması, beni tahmin edemeyeceğin kadar fazla mutlu eder.

Şu anda Galatasaray’dan kimlerle devamlı temas halindesiniz?
Ahmet Akçam, Mustafa Denizli, Alp Yalman, Erhan Önal, Cüneyt Tanman. Lütfen bunu yazmanı istiyorum. Fatih gittikten sonra Cüneyt Tanman benim kaptanımdı. O da süper bir çocuktu. Çok karakterli bir insandı. Ama maalesef aşırı alçakgönüllü idi.

Peki eski Galatasaray yöneticilerinden hiç görüştüğünüz var mı?
Hayır yok. Bu saydıklarımın dışında belki ara sıra görüştüklerim olabilir, ama şu anda hatırlamıyorum. Ama bir kişiyle gerçekten ilişki kurup, görüşmek isterdim. Gürsoy….

Ergun Gürsoy?
Evet. Çok isterdim onunla buluşup, görüşmeyi. Dostluğumun, arkadaşlığımın devam etmesini. Ama maalesef müşterek konuştuğumuz bir dil yoktu. O, buna mani oldu.

Ergun Gürsoy yaz tatilinde bir gün buraya gelse ister miydin?
Çok sevinirdim. Böyle bir şey yapar mısın?

Neden olmasın? Bakarsın bir günlüğüne sizi ziyarete geliriz. Hem de haber vermeden, çünkü haber verince çok heyecanlanıyorsunuz…
Tamam, haber vermeden gelin! Ha bir de Alman Hastanesi’nde yattığım sırada devamlı beni arayan, ondan sonra hala halimi hatırımı soran, görüştüğüm, -yaşlanıyorum galiba Ali isminde bir arkadaşım var. Bir bacağını kaybetti. Ama onunla da dostluğum devam ediyor.

1988′de bana bir futbol topunu imzalayarak vermiştin. Bu topu maddi imkanları olan bir Galatasaraylı’ya satarak gelirini engelli sporculara kullanmak istiyorum. Bu konuda söyleyeceğiniz bir şey var mı?
O topu sana imzalayarak yalnız ben değil, tüm Galatasaray takımı imzalayarak vermiştik. Türkiye’de senin istediğin fiyata alacak bir Galatasaraylı çıkmazsa, bana telefon et, ben senin istediğin fiyatı verip, o topu müzeme koymaya hazırım. Hele parasını engelli sporculara kullanacağını bildikten sonra…

IRKÇILIĞA KARŞI DERWALL

Aynı zamanda Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı’nı da yürüten Yavuz Kocaömer, 1987-1990 yılları arasında Frankfurt’da Türk-Alman Genç Sporcuları Kaynaştırma Derneği yönetim kurulunda Derwall ile birlikte görev yapmıştı. Dernek her yıl yüzlerce genç Alman sporcusunu Türkiye’ye göndererek, Almanya’daki Türkler hakkındakı önyargıları ortadan kaldırmaya katkıda bulunmayı hedefliyordu. Kocaömer, 1990 yılında spora politika karıştırılmasını protesto ederek dernek yönetiminden istifa etti. Bir süre sonra da bu dernek kapandı. 1992 sonunda Solingen’de Doğu Alman kaynaklı Neo – Naziler 6 Türk vatandaşını yakarak öldürmesinin ardından, Jupp Derwall’in Kocaömer’e gönderdiği mektup, Derwall’in futbol adamlığı dışında insanlığını ve belki de futboldaki başarısını borçlu olduğu karakterini yansıtıyordu. Eski Galatasaray Teknik Direktörü, Kocaömer’e yazdığı mektubun bir bölümünde şöyle diyordu:

“Yavuz, son aylarda seni ve geçmişteki müşterek çalışmamızı çok sık düşündüm. Hem sen, hem ben, ama hem de Alman devleti bence vicdan azabı çekmelidir. Bu dünyadaki bütün maddi değerler ülkemizdeki yabancı insanlarımızın korunması için harcanmaya değer olmalıydı. Alman vatandaşlarım adına utanıyorum. Hele böyle feci bir olayın bugün özgürlük içinde yaşayan Doğu Almanya tarafından kaynaklanmasını içime sindiremiyorum. Biz bu çabaları gösterdiğimizde Federal Alman Hükümeti şu olacakları hissedebilseydi herhalde iki ülke için de yararlı olacak bir eser ortaya çıkarmış olabilirdik. Aynı sitemlerim ve eleştirilerim Özal Hükümeti için de geçerli. Yurtdışında yaşayan insanlarını korumak ve kollamak adına çok fazla bir şey yaptıklarına inanmıyorum. Seninle uygun göreceğin her türlü projenin içinde sonuna kadar çalışmaya hazırım.”

Derwall, söyleşimizde bu mektubu hatırlattığımızda şöyle diyor: “Hala aradan 16 sene geçmesine rağmen, ara sıra düşünüyorum. Çok güzel bir girişimdi bizim başladığımız. Ama sonunu getiremedik. Suçlu aramıyorum ama, galiba sen ve ben olmak üzere hepimizin bu işte biraz payı vardı.”

Cristiano Ronaldo Video

Cristiano Ronaldo compilations
Uploaded by ronaldo-mu7

Arda Turan Video

Lincoln Galatasaray Sk Video Klip

Lincoln’ün Maliyeti 33 Milyon Euro !

Galatasaray’ın yeni transferi Lincoln Galatasaray’a tam olarak 33 Milyon Euro’ya mal olacak.

 Lincoln’ün bonservisi için 5 Milyon Euro ödeyecek olan Galatasaray Lincoln’e 4 yıl için 28 Milyon Euro ödeyecek.


Lincoln’ün Hayat Felsefesi: “Dürüst Ol !”

Lincoln

Galatasaray’ın uzun uğraşlar sonucu kadrosuna kattığı ve transfer sezonuna damgasını vuran Lincoln hayat sloganının dürüstlük olduğunu söyledi. Brezilyalı yıldız Lincoln kendine ait internet sitesinde hayranlarıyla yaptığı söyleşide birbirinden çarpcı ifadeler kullandı. Kısa bir Lincoln özgeçmişinden sonra Lincoln’ün hayranlarıyla yaptığı söyleşiye bir bakalım;

Cassio de Souza Soarez Lincoln 22.01.1979 yılında Atletco Meneiro şehrinin Sau Bras do Suaçui semtinde hayata gözlerini açtı. Sıkı bir Sao Paulo taraftarı olan Brezilyalı yıldız, futbol kariyerine henüz 10 yaşında Atletico Meneiro’da başladı. Babası Jadir Soarez ve annesi Regina Cele de Souza Soarez ile fakir ama mutlu bir aile yaşamı vardı.

Ta ki babasını 12 yaşında kaybedene kadar. Bu onun için büyük bir yıkım oldu. Artık sorumlulukları daha fazlaydı. Henüz küçük bir çocukken ailesine bakmak zorunda kalmıştı. Yeteneklerini keşfeden antrenörü Erineu onun için ikinci bir baba oldu. Lincoln, sorumluluklarının farkında birisi olarak, kendisine yol gösteren herkese büyük saygı duydu.

2001 yılında o sıralar Kaiserslautern için çalışan Galatasaray Antrenörü Reinard Stumpf kendisini Avrupa’ya götürene kadar 186 maçta 38 gol kaydetti. Kaiserslautern’de başarılıydı, ancak mutlu değildi. Üstüne bir de sakatlık geldi. Futbolu bırakma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Ülkesine dönüp, uzun süre dinlendi. 2004′de Schalke’ye transfer oldu ve kariyerinin en parlak dönemini yaşadı. Şimdi de Galatasaray’da yeni bir maceraya yelken açan Lincoln’ü bir de kendi ağzından dinleyelim. İşte Brezilyalı yıldızın, kendine ait internet sitesinde hayranlarıyla yaptığı söyleşi:

İş sonrası neler yaparsın?

- Dinlenmeyi severim ve Brezilya dizilerini izlerim.

Hobilerin neler?

- Futbol oynamayı çok seviyorum ama Brezilya kurallarına göre!

En sevdiğin yemek?

- Kurufasulye pilav ve et

Tatilini nerede geçirmeyi seversin?

- En çok ailemin yanında.

Herhangi bir hayat sloganın var mı?

- Evet: Dürüst ol

(Burada bir ara verelim ve Lincoln için Zenit devreye girdiğinde Adnan Sezgin’in açıklamalarını hatırlatalım: “Bu durumu ciddiye almadık, çünkü ona güveniyorduk.”)

Özel hayatınla ilgili hedefin neler?

- İleride bir gün aile kurmak ve çocuk sahibi olmak istiyorum.

Hayatındaki en önemli insan kim?

- Öyle bir kişi yok. Bütün ailem benim için çok önemli.

Hayatının en önemli anı?

- Yeğenimin doğumu

Hayatının en kötü anı?

- Babamın ölümü

Pozitif karakter özelliklerin hangileri?

- Her zaman dürüst davranmaya çalışırım. Yakınlarım ve arkadaşlarıma çok ilgilenirim.

Sence bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük sporcu kim?

-Belli bir kişi yok açıkçası. Benim için en iyi sporcular, özürlüler olimpiyatlarına katılan sporcuların hepsidir.

Şans senin için nedir?

- Ailem ve arkadaşlarımla Brezilya’da olmak.

Seni etkileyen herhangi bir ünlü insan var mı?

- Yok.

En sevdiğin mevkii pozisyon?

- Forvetlerin arkası. Kendimi golcülere güzel pas dağıtacak klasik 10 numara olarak görüyorum.

Futbol kariyerindeki en kötü tecrüben nedir?

- Kesinlikle babamın ölümü. Çok etkilendim ve futboluma çok negatif yönde etki yaptı. Ayrıca neredeyse kariyerimin bitmesine sebep olacak olan sakatlığım.

Futbolda seni etkileyen nedir?

- Tabii ki heyecanlı rekabetler. Ayrıca beni destekleyen taraftarlar. Özellikle Schalke’de olduğu gibi tıklım tıklım dolu tribünler.

Futbolda hoşlanmadığın bir şey var mı?

- Var. Bir futbolcu sakatlığında, kulübün ona gerekli yardımı ve ilgiyi göstermemesi.

Futbol oynayan ve hayallerinde futbolcu olmak isteyen genç yeteneklere ne önerebilirsin?

- Gençler kesinlikle pes etmesin. Herkesin bir hayali olması şart.

En çok hangi teknik direktörlerden öğrendin?

- Bir çok iyi hocayla çalıştım. En çok Jupp Heynckes yardımcı oldu. Tabii Ralf Rangnick de öyle.

En sevdiğin sırt numarası?

- Tabii iki 10 numara.

Maçlara nasıl hazırlanıyorsun, özel bir uğurun var mı?

- Evet, İncil okuyorum.

İleride teknik direktörlüğü düşünür müsün?

- Hayır pek sanmıyorum.

Taffarel babam gibi

Lincoln’ün hayatında hep dönüm noktaları olmuş önemli isimler var. Mesela Atletico Minero’da onu keşfeden Erineu, onu beğenerek Kaiserslautern’e transfer edilmesini sağlayan Reinard Stumpf. Ayrıca Jupp Heynckes ve Ralf Rangnick gibi teknik adamlardan da çok şeyler öğrenmiş. Ancak Galatasaray’la UEFA ve Süper Kupa’yı kaldıran, uzun süre Brezilya Milli Takımı’nın kalesini başarıyla koruyan Taffarel’in yeri onun için bambaşka. Ünlü sambacı, bakın “Küçüklüğünde idolün kimdi?” sorusuna nasıl cevap veriyor: “Küçüklüğümden, bugüne dek geçen süre içinde kesinlikle Taffarel. O benim babam gibiydi…”

Fişleme İddiası

galatasaray_sort_logo.jpgFişleme iddiası!Son dönemde ‘fişleme’ olayları siyasi arenada gündeme gelirken, Galatasaray Yönetimi’nin de medyaya karşı böyle bir tutum içinde olduğu ortaya çıktı. 19 Mayıs 2007′de Ali Sami Yen’de oynanan ve Türk futboluna kara bir leke olarak geçen maç sonrası medyada bu konuyla ilgili çok şey yazıldı, çizildi.

Sarı – Kırmızılı idarecilerin yapılan haberlerden yola çıkarak basına karşı tavır takındıkları belirlendi. Söz konusu olaylı maçla ilgili gazetemizde de, yönetimin kendi içinde yaptığı değerlendirme sonucu stattan sorumlu yönetici olarak Haldun Üstünel’i yapılan organizasyon nedeniyle eleştirildiği haberine yer verildi. Ne var ki futbol şube sorumlusu olarak popülaritesi artan ve son dönemde ön plana çıkmaya başlayan bu genç yöneticiye, transferdeki son durumu sormak amacıyla telefonla ulaşmaya çalışan bazı gazetecilere verilen yanıtlar, sansür gerçeğini gözler önüne seriyor.

“Derbiden sonra bana bir hayli yüklenmişsiniz. Beni aramayın. Size haber veren yöneticileri (kendisini eleştirenleri kastediyor) arayın. Benim sizinle işim olmaz…” diyerek aleyhinde haber yapan muhabirleri azarlayan Üstünel, yönetici arkadaşlarını uyararak, “Bu gazetecilerle konuşmayın” diyor.

Evet, medyada sürekli olarak ismi yazılan bu yönetici Galatasaray Futbol Şube Sorumlusu. Transfer konusunda da Adnan Polat ve Adnan Sezgin’den sonra gelen üçüncü isim. Gazetecileri tersleyen, gerçekleri yazanları kara listeye alan bu yöneticinin Galatasaray’da belki de Özhan Canaydın’ı koltuğundan edecek girişimlerde bulunduğu belirtiliyor. Bu noktada, başkan Canaydın’ın verdiği tavizler, Üstünel’in Adnan Polat’a yakınlığı genç yöneticinin önünü açtı. Ama yönetim içinde de sevgisizlik moralleri bozdu. Her ne kadar son transferlerle üzerindeki ölü toprağını atmış gibi gözükse de önümüzdeki başkanlık seçiminde Galatasaray’da önemli gelişmeler yaşanabilir. En çok eleştirilen yöneticiyle ilgili dikkat çeken bazı noktalar…

1. Haldun Üstünel ismi ilk kez bir küfür olayıyla gündeme geldi. Faruk Süren’e başkan olduğu dönemde hakaret edip, küfürler yağdıran Üstünel’e disip kurulu ceza verdi. Son genel kurulda da ‘Disiplin cezası almıştır, yönetici olamaz önergesi verildi. Ancak çok az kişinin oyuyla önerge kabul edilmedi.
2. Basındaki güçlü bir grubun önemli bir ismiyle yakın olması ve bu nedenle kulübü zarara uğrattığı iddia ediliyor. Lig TV Genel Müdürü Şansal Büyüka’nın “3 milyon dolar fazlasını teklif ettik ama bize vermediler” derken, yönetimden tek bir yanıt gelmedi. Ve Canaydın ekonomik sıkıntı içindeki kulüp için bu hayati önem taşıyan naklen yayın işinde yine bu genç yöneticiye yetkiyi verdi. O da tepki çeken bir sözleşmeye imza attı.
3. Taraftar gruplarıyla içiçe olduğu bilinen Üstünel’in, bu yakınlığına karşın Başkan Özhan Canaydın’a yönelik protestoyu engelleyememesi! Yönetim – taraftar arasındaki kopukluk kafaları karıştırıyor. “İçimizden biri Haldun Üstünel” pankantları tribünlerde açılırken, “Dışımızdan biri canraydın Üstünel” dövizleri asıldı.
4. Galatasaray’da işler kötü giderken medyada pembe tablo çiziliyor. Üstünel’e yakın gazeteciler burada devreye giriyor. Gelecek vaat eden ya da başarılı yönetici tanımlamaları ise bu ilişkiyi ortaya koyuyor.
5. Aleyhine haber yapan gazetecileri işten attırmaya çalışmak ve tehdit etmek.
6. Olaylı Fenerbahçe maçı sonrası eleştirilen isimlerin başında Haldun Üstünel geldi. Stattan sorumlu yönetici olduğu için istifası gündeme geldi.
7. Galatasaray – Fenerbahçe maçı sonrası Ali Sami Yen’in ortasında bayrak nöbeti tutanlar arasında da bir yönetici vardı. O isim yine Haldun Üstünel’di

KAYNAK: Nevzat Dindar / Cumhuriyet

 
  24.06.2007
document.write(”);

lincoln

“Lincoln zekasıyla G.Saray’ı ateşler”

Galatasaray, aylardır peşinden koştuğu Lincoln’ü büyük uğraşlarsonucunda 4 yıllığına renklerine bağlamayı başardı. Brezilyalı yıldızıngelişiyle birlikte sarı kırmızılı camianın yıllardır hasretini çektiği”10 numara” özlemi de sona erdi. Şimdi tüm futbolseverler şu soruyusoruyor:“Lincoln mü, Alex mi?”

HürriyetGazetesi’nde yer alan haber şöyle devam ediyor: “Biz de bu sorununcevabını öğrenmek amacıyla iki oyuncuyu da yakından tanıyan birfutbolcuyla konuştuk. Schalke 04′te Lincoln ile 1 yıl birlikte topkoşturan Halil Altıntop’a bu soruyu yönelttik ve Brezilyalı yıldızıanlatmasını istedik… İşte Halil’in sözleri: “Lincoln, Alex kadar iyibir futbolcu. Ancak ondan daha iyi olup olmadığına ben değil Türkfutbolseverler karar versin. Lincoln’ü izleyin ve kararınızı verin.

Lincoln,dikine oynayan bir futbolcu. Alex gibi çok fazla gol atmaz ancakzekasıyla takımını sürükler. Orta sahada çok koştuğu için golden uzakkalıyor. Oyuna çok büyük etkisi vardır. Dikine oynadığı zamanlardaGalatasaray forvetlerine çok gol attırır. Schalke gerçekten çok önemlibir futbolcusunu verdi. Galatasaray büyük bir transfere imza attı.

Biraz içine kapanıktır

Lincolnbiraz içine kapanıktır. Kamplarda çok neşelidir ama her şeyini bizimlepaylaşmazdı, birçok şeyi kendi içinde yaşardı. Lincoln saha dışındaailesiyle olmayı tercih eder. Maçlar ve kamplar dışında takımarkadaşları ile olmayı sevmez.”

23.06.2007
Kaynak : Hürriyet

 

Almanyada Cimbom Farkı

Almanya’da G.Saray farkı

Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Polat, kadroda başlattıklarıyeniden yapılanma hamlesi doğrultusunda transfer çalışmalarına devamettiklerini söyledi. Milliyet’e özel açıklamalar yapan Polat, “Değişimbaşladı” dedi. Sarı – kırmızılı yönetici, bu değişimi aslında geçen yılplanladıklarını, ancak sarı – kırmızılı takımın şampiyon olması üzerinekadro revizyonunu bu yıla bıraktıklarını vurguladı.AdnanPolat, “Çok kaliteli bir 10 numaraya ihtiyacımız vardı ve büyük çabalarneticesinde bu transferi bitirdik. Bu transfer yeniden yapılanmanın birparçasıdır. Böyle bir değişime ihtiyacımız vardı. Seyirci, camia hepbunu istiyordu. 1996 yılında da böyle bir değişim içine girmiştik.Şimdi yeniden başlıyoruz. Hepimizin moral motivasyonu için bu şarttı.Bu değişim seneye de devam edecek” diye konuştu.

‘Roberto Carlos’la çok farklı’

YöneticiHaldun Üstünel ile Futbol A.Ş. Genel Müdürü Adnan Sezgin’in, Lincoln’üntransferi için günlerce büyük çaba harcadıklarını hatırlatan Polat,”Kendilerine teşekkür ediyorum. Schalke çok direndi, ama bizstratejimizi ortaya koyup taviz vermedik” dedi.

Adnan Polat,Lincoln ile Roberto Carlos’un kıyaslanması konusunda ise “Görevbölgeleri çok farklı olan bu oyuncuları karıştırmamak lazım. RobertoCarlos gibi Lincoln’ün transferi de birçok yıldıza Türkiye kapısınıaçacaktır” yorumunu yaptı.

Almanya’da Aslan farkı

Almanposta şirketi Deutsche Post tarafından Almanya’daki Türkler arasındayapılan araştırmada yüzde 46′lık oran ile en çok taraftara sahip takımGalatasaray oldu. Deutsche Post Başkanı Werner Scheller, Türk – AlmanEkonomi Kongresi’ne katılan Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Polat’acam kupa hediye etti. Toplantıya katılan TOBB Başkanı RifatHisarcıklıoğlu, Scheller’in Polat’a kupayı verdiği sırada,”Galatasaray’a bir kupa lazımdı. Onu da aldı” diyerek espri yaptı.

23.06.2007
Kaynak : Milliyet

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.