BİR DEVİ KAYBETTİK!
G.Saray’ın efsanevi teknik direktörlerinden Jupp Derwall hayata gözlerini yumdu. Türk tutbolunun gelişimindeki yeri yadsınamayacak kadar büyük olan Derwall, geçirdiği ağır bir hastalık nedeniyle gözlerini kapadı. İşte eski dostun ardından..
Bir dönem Galatasaray’ın da teknik direktörlüğünü yapan Derwall 80 yaşında vefat etti.
Helmut Schön’den sonra 1978 yılında Almanya Milli Takım Teknik Direktörlüğü görevini üstlenen Derwall, Alman Milli Takımı’yla 1980 yılında İtalya’da Avrupa Şampiyonu, 1982 yılında İspanya’da düzenlenen Dünya Kupası’nda da dünya ikincisi olmuştu.
Alman Futbol Federasyonu (DFB) tarafından yapılan açıklamada başarılı teknik adamın, geçirdiği kısa süreli ağır bir hastalıktan sonra dünyaya gözlerini kapadığı belirtildi.
-GALATASARAY’DAN BAŞSAĞLIĞI MESAJI-
Derwall’in vefatının ardından Galatasaray kulübü resmi internet sitesi aracılığı ile başsağlığı mesajı yayınladı.
Mesajda şu sözlere yer verildi:
Bugün hayata gözlerini yuman unutulmaz teknik direktörümüz Jupp Derwal’in vefatını büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Sevdiklerine baş sağlığı dilerken kendisini ve yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağımızı belirtmek isteriz.
Galatasaray Spor Kulübü’nde görev yaptığı 1984-1988 yılları arasında yaptıkları ile Türk Sporunda bir çığır açan ve Kulübümüzde görev yapmasından gurur duyduğumuz Jupp Derwal’in anısına her zaman sahip çıkacağımızı spor kamuoyuna duyururuz.
Galatasaray Spor Kulübü
-DERWALL’İN YAŞAMI-
1978 ile 1984 yılları arasında Batı Almanya Ulusal Futbol Takımı’nın teknik direktörlüğünü yapmış, 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanmış ve 1982 Dünya Kupası’nda final oynamıştır. Saç biçimi ona “Şef Gümüş Kıvrım” lakabını kazandırmıştır.
1984-1987 yılları arasında Galatasaray Futbol Takımı teknik direktörlüğünü de yapmıştır.
Oyunculuk kariyeri:
Rhenania Würselen’de 1938 yılında orta saha ve forvet olarak başlamıştır. Daha sonra Derwall ilk Alman liginin batı liginde Alemannia Aachen ve Fortuna Düsseldorf takımlarında oynamıştır. Aachen ile Almanya Kupası finalinde oynamış ve Rot-Weiss Essen’e 1-2 yenildikleri maçta takımının golünü atmıştır. Beş yıl sonra Düsseldorf ile tekrar final oynamış ve VfB Stuttgart’a 3-4 yenilmişlerdir. 1954 yılında iki kez Alman Milli Takımına çağırılmış fakat 1954 FIFA Dünya Kupası’nı kazanan takımda hiç oynamamıştır.
Teknik Direktörlük Yılları:
Oyuncu olarak emekli olduktan sonra, Derwall ilk olarak İsviçrede FC Biel (1959-1961) ve FC Schaffhausen (1961-1962) takımlarını çalıştırmıştır. 1962 yılında Fortuna Düsseldorf ile bir kez daha kupa finaline yükselmiş ve uzatma dakikalarında 1. FC Nürnberg’e 1-2 kaybetmiştir. Sonradan altı yıl süresince Saarlan bölgesel birliğinin teknik direktörlüğünü yapmıştır.
1970’de Udo Lattek’in yerine Batı Almanya milli takımı yardımcı teknik direktörü olarak efsanevi Helmut Schön’ün ekibine atandı. 1972 Yaz Olimpiyatlarında Alman takımından sorumluydu, son sekiz takım arasına kaldı.
Derwall, Schön’ün yardımcısı olarak 1978 Dünya Kupası sonrasına kadar hizmet verdi. Schön teknik direktörlükten emekli olunca, turnuvadaki başarılarında ışığında, Derwall Batı Almanya ulusal futbol takımı teknik direktörlüğüne getirildi.
Derwall’in teknik direktör olarak ilk büyük turnuvası İtalya’da düzenlenen 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası oldu. Yönetimindeki Batı Almanya Milli Takımı, oynadığı beş maçın dördünü kazanarak şampiyonluğu kazandı ve Klaus Allofs turnuvanın gol kralı oldu.
Güven duygusu İspanya’da düzenlenen 1982 Dünya Kupası ile giderek arttı. Derwall, Cezayire karşı oynanacak ilk maç öncesi, “Cezayir’i yenemezsek eve giden ilk trene bir bilet alacağım!” diye açıklama yapmıştır. İşler beklendiği gibi gitmemiş ve Almanya Cezayir’e beklenmedik bir şekilde yenilmiş ve Derwall sözünü tutamamıştır. Derwall’in Batı Almanya’sı sükunetini korumuş ve pekçok zorlu maçtan sonra finale kadar gelmiştir. Bu zor maçlardan biri unutulmaz Fransa maçıdır. Maçta, Batı Almanya 3-1 yenik durumda iken skoru 3-3’e getirmiş ve Fransa’yı penaltılarla elemiştir. Finalde Batı Almanya, İtalya’ya 3-1 yenilmiştir. Final maçının yıldızları Karl-Heinz Rummenigge ve Paul Breitner idi.
Aksiliklere rağmen, Derwall Batı Almanya teknik direktörü olarak 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası’na katıldı. Favorilerden biri olarak gösterilmesine rağmen Batı Almanya Fransa’da başarılı olamadı ve Derwall’in takımı ilk turda elendi. Almanya’daki kamuoyu hızla Derwall’e karşı tersine döndü. Derwall görevinden istifa etmeye zorlandı ve yerine Franz Beckenbauer getirildi.
1984 yılında Bundesliga takımlarından gelen pekçok teklifi şaşırtıcı biçimde reddederek Galatasaray’a teknik direktör oldu.
Uluslararası bir saygınlığı ve deneyimi olan Derwall’in gelişi Avrupa’da Türk futbolunun algılanmasını olumlu yönde değiştirmiştir. Galatasaray’daki imtiyazlı çalışması Türk futbolunun geleceğinin değişmesine yardımcı olmuştur. Bir ulusal şampiyonluk ve bir Türkiye Kupası kazanmasına rağmen, Derwall’in İstanbul’da bulunması ile Türk futboluna modern Avrupa antreman teknikleri ve taktik fikirleri kazandırmıştır.
Türkiye’nin önde gelen teknik direktörlerinden olan Fatih Terim ve Mustafa Denizli Derwall’in Türkiye’de bulunduğu süre içinde ondan eğitim almışlardır.
Derwall, 1987 yılında Galatasaray’dan emekli olarak spor yaşamını bıraktı. Türk Milli Takımı’nı çalıştıracağı yönünde yapılan spekülasyonlara rağmen, Almanya’ya dönüp emekliliğin tadını çıkarma kararı aldı.
1991 yılında bir kalp krizi geçirdi, fakat sağlına kavuştu.
Jupp Derwall, geçirdiği kısa süreli ağır bir hastalıktan sonra 26 Haziran 2007′de 80 yaşında hayata gözlerini yumdu.
YAVUZ KOCAÖMER
“DERWALL BU ÜLKEDEN KIRGIN GİTTİ”
Bu arada Derwall’in Türkiye’deki en yakın dostlarından Yavuz Kocaömer, Alman teknik adamı anlattı. Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı Başkanı Yavuz Kocaömer G.Saray’ın Derwall’e vefasızlık yaptığını ve efsanevi teknik adamın Türkiye’den kırgın ayrıldığını söyledi.
Başta Özhan Canaydın olmak üzere G.Saray yönetimine tepkisini gösteren Kocaömer Derwall ile nasıl tanıştığını, Derwall’in Türkiye’den kimi özlediğini, Derwall’in kendisine gönderdiği mektupta neler yazdığını anlattı.
İşte www.ligtv.com.tr’ye konuşan Yavuz Kocaömer’in ağzından efsanevi teknik adam Jupp Derwall:
“Jupp Derwall’in futbol adamlığı yönünü herkes biliyor. Ben kendisiyle 1988′de tanıştım. Almanya’da Türk Alman Engelli Sporcuları Destekleme Derneği’nde beraber çalıştık. Kendisi bana çocuk derdi. Sonra bu devam eden güzel olay bazı Alman politikacıların konuyu saptırmalarıyla benim canımı sıktı. Ben de istifa ettim. İstifa ettikten sonra dernek çöktü. Bunu hiçbir zaman içine sindiremedi. 1992 senesinin Aralık ayında bana bir mektup yazdı. O tarihte Solingen’de Doğu Almanya’da 6 Türk vatandaşını yakarak ödlürmüşlerdi. O mektupta şunlar yazıyordu: “Yavuz, son aylarda seni ve müşterek çalışmamızı çok sık düşündüm. Hem sen hem ben ama hem de Alman devleti bence vicdan azabı çekmelidir. Bu dünyadaki bütün maddi değerler ülkemizdeki yabancı insanlarımızın korunması için harcanmaya değer olmalıydı. Alman vatandaşlarım adına utanıyorum. Hele böyle feci bir olayın bugün özgürlük içinde yaşayan Doğu Almanya tarafından kaynaklanmasını içime sindiremiyorum. Biz bu çabaları gösterdiğimizde Federal Alman hükümeti şu olacakları hissedebilseydi herhalde iki ülke için de yararlı olacak bir eser ortaya çıkarmış olabilirdik. Aynı sitemlerim ve eleştirilerim Özal hükümeti için de geçerli. Yurtdışında yaşayan insanlarını korumak ve kollamak adına çok fazla bir şey yaptıklarına inanmıyorum. Seninle uygun göreceğin her türlü projenin içinde sonuna kadar çalışmaya hazırım.”
Şunu söylemek istiyorum: Galatasaray camiası Özhan Canaydın önderliğinde Derwall’e büyük vefasızlık örneği gösterdi. G.Saray’ın 100.yılında onunla yakınlığımı bilen yöneticilerden biri beni aradı ve “100.yılımızda Derwall için bir plaket ve forma yaptırdık. Kendisine bunları Almanya’ya götürüp verir misiniz?” dedi. Ben Almanya’ya gitmeyeceğimi kendisine ilettim. O da “Olsun, postaya verirsiniz” dedi. Ben de “Derwall’in yaptıkları ortada. Ben de G.Saraylıyım. Ama yok mu bir elemanınız bunu kendiniz götürün verin” dedim. Yönetici de bana “Başkanımız Özhan Canaydın böyle olsun istedi” dedi. Ben aldım plaket ve formayı Derwall’in evine gittim. Derwall’e gidip “Derwall, ben bunları getirdim ama hiç içime sinmiyor. Bu adamlar sana haksızlık etti” dedim. O da şöyle bir bacağımı tuttu eliyle. “Çocuk, üzülme. İnsanlar bazen çok yoğun işlere giriyorlar. Unutabiliyorlar. Beni bu kadar düşünmeleri bile benim için çok önemli” dedi.
Jupp Derwall’in özkızı 1.5 seneden beri İstanbul’da yaşıyor. İki çocuğuyla birlikte. Yani bunlar Derwall’in torunları. Damadı Lufthansa’nın Almanya müdürü. Kaç kere yöneticilere söyledim “Bunları gelin maça davet edin. Futbolcuların oturduğu yerin hemen arkasında bir maç izlesinler. Yarın öbür gün Derwall göçüp gidecek. Hiç değilse bu iki çocuğu kazanmış oluruz. Bu adam onların dedesi” dedim. Kimse ilgilenmedi. Özhan Canaydın ve ekibinin sadece Derwall’e değil diğer emeği geçnelere de sergilemiş oldukları vefasızlıkları ortada. Yarın bakacağız gazetelere “Ah oldu, vah oldu, bitti” diye açıklamalar yapacaklar. Bana göre Derwall bu ülkeye ve Galatasaray’a kırgın gitti. Bundan 3-4 ay evvel gitmiştim Saarbrucken’e… Yolda yürüyorduk, 100 adım atıyor duruyordu. Kalbinin hücreleri devamlı eriyordu. “Seni görünce İstanbul gözümün önüne geliyor. Ah keşke uçağa binebilsem de gidebilsem Türkiye’ye” demişti. Bundan iki ay evvel Cumhuriyet Gazetesi ona bir ödül verdi. O zaman zaten ben açıkcası anlamıştım. elefonla aradım ve kendisine ödül vereceklerini ilettim. O da bana “Tamam çocuk gelirim” dedi. Ama hemen sonra “Bir kez daha tekrarlasana” dedi. Tamam sen beni Perşembe ara dedi. Sonra damadıyla konuşrum. O da “Nasıl gelsin” dedi. Ben de bu süre içinde Almanya’ya gidemedim. Ama şimdi Almanya’ya gidip bu ödülü eşine vereceğim. Ama o konuşmalarımızda “Kırgınım” demezdi. Bakışlarından belli olurdu. Türkiye’den sadece Ergün Gürsoy ve Şenez Erzik’i özlediğini söylerdi. Şenez Abi ile niyetlendik. Ergün ile sözleştik. Ama olmadı, gidemedik. Yarın hepimize aynı şey olacak. Hepimiz öleceğiz. Ama kurumlar bunları asla unutmamalı. Tabii G.Saray artık bir kurum olmadığı için, başkanın elinde bir oyuncak olduğu artık söyleyebileceğim bir şey yok”
ALP YALMAN
“TEK BİR ŞEYDE SİNİRLENİRDİ: TAVLA OYNARKEN”
Derwall’in Türkiye’ye gelişinde önemli isimlerden biri olan Galatasaray Eski Başkanı ve yöneticisi Alp Yalman ise acı haberi öğrendiğinde ilk sözü “Hakikaten de ailemden birini kaybettim.” oldu.
Yalman, Derwall’in futbol adamlığı dışındaki ilginç bir yönünü de anlattı:
“Çok başka bir adamdı. Çok derinliği olan bir adamdı. Futbolla ilgili, kulüple ilgili, Türk futboluyla ilgili çok uzun konuşmalarımız olmuştu. O’nu Türkiye’ye çağırırken ‘Seni Galatasaray’ı çalıştır da şampiyon yap diye istemiyorum. Senin Türkiye’de futbol düzeyini değiştireceğine inanıyorum.’ demiştim. O da ‘Evet’ demişti. Çok başka bir adamdı. Düşünce değişikliği yaşattı Türkiye’de, futbol düşüncesini değiştirdi. Altyapıya, gençlere, antrenör yetiştirilmesine katkı yaptı. Mustafa (Denizli) mesela. Tabii ki Mustafa da çok yetenekliydi ama Derwall tecrübesiyle katkı yapmıştı ona. Derwall’in başka bir yanı da yanında çalıştığı insanlardan faydalanmasını bilirdi. Onların verebileceklerini alırdı. Hiçbir komleksi yoktu. Tek sinirlendiği şey; tavla oynamayı öğrenmişti, kaybetmeye dayanamazdı (Yalman açıklamalarının bu bölümünü gülümsemelerle sürdürdü). King de oynardık orada da kaybetmeye dayanamazdı. Futbolda da kaybetmeye tahammülü yoktu. Çok başka bir adamdı, çok başka…”
MUSTAFA DENİZLİ
“BABA SICAKLIĞINI ONDA BULDUM”
Antrenörlük yaşamına Jupp Derwall’le adım atan Mustafa Denizli de Onda baba sevgisini bulduğunu söyledi.
Denizli Lig TV Ana Haber bültenine telefonla bağlanarak “Hayatımda bir tek insanın yardımcılığını yaptım ama bir ömür yapardım. Asla gocunmazdım” dedi.
Mustafa Denizli, Derwall’i şöyle anlattı: “Rahatsız olduğunu bildiğim için uzun bir süredir… Duyduğum herşey çok büyük sürpriz gibi geliyor. Geriye dönüp baktığımda onun için söyleyebileceklerim herkesten farklı. Kişi olarak ondan kazanımların parayla ölçülemez. O benim için servetti. Onda insanlığı, ruhu herşeyi buldum. Futbol yaşamımda bir milattı benim için. Onunla birlikte yaşadıklarım çok önemli. Derwal ile inanılmaz bir sevgi bağı vardı aramızda. Ama fikir açısından farklılıklarımız vardı. Bizi de belki onlar bağladı. Birbirimizi çok sevdik, çok kavga ettik. O bir deryaydı. Ben onun yanında bu hayata adım atan biri olarak onu anlatmaya kalksam bir ömür yetmez. Benim kazanımlarım oradan oldu. Ben de babamı kaybetmiştim. O baba sıcaklığını insan herkeste bulamaz. Ama ben bu sıcaklığı onda buldum. Hayatımda bir tek insanın yardımcılığını yaptım ama bir ömür yapardım. Asla gocunmazdım.”
-DERWALL’İN GALATASARAY DERGİSİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ-
Jupp Derwall: “Büyük Bir Aile Gibiydik”
Jupp Derwall.
Galatasaray tarihinin bu köşebaşı ismiyle Galatasaray Dergisi adına, Jupp Derwall’in yakın dostu Yavuz Kocaömer Almanya’da konuştu.
Ilık bir bahar gününde trenimiz Frankfurt’tan Saarbrücken’e doğru yola çıktığında, içimde inanılmaz bir heyecan vardı. 18 yıldır hiç ara vermeden devam eden dostluğumuz, son senelerde telefon konuşmalarıyla sınırlı kalmıştı. Bundaki en önemli etken ise, Jupp Derwall’in sağlık nedenleriyle seyahat edemeyişi, benim de işlerimin yoğunluğu idi.
Kameramanımız Serhan ile Jupp Derwall’in bizi karşılayacağı Saarbrücken tren istasyonunda buluşacaktık. Daha gideceğimiz yere varmamıza 1 saat 10 dakika kala cep telefonum çaldı. Serhan ”Ağabey, ben Saarbrücken tren istasyonundayım. Jupp Derwall de burada” dedi. ”Daha 1 saat 10 dakika ver Serhan! Ne işi var Jupp’un bu saatte orada’’ dediğimde, “Bilmiyorum. Ama çok heyecanlı” diye cevap verdi.
Trenden indiğimizde birbirimize sarılarak uzun bir süre öyle kaldık. Trende gelirken ”çok heyecanlıyım” dediğimde ”Çocuk (kendisi bana öyle hitap eder) sen ne diyorsun? Ben, bir haftadır yeniden karşılaşacağız diye bu heyecanı iple çekiyorum” diye cevap verdi. CNN-TÜRK’te yayınlanan söyleşimizi bitirdikten sonra, FC Saarbrücken Kulüp Başkanı’na ait, orman içindeki otelinin terasında bu sefer Galatasaray Dergisi için konuşmaya başladık.
1984’de Türk futbolunun Avrupa’da başarısı yoktu, sen ise zirvedeydin. Bu tercihinin sebepleri neydi?
Futbolu her şeyiyle gençliğimde olduğu gibi, yeniden yaşamak için bu tercihi yaptım. İlk teklif geldiğinde, Alp Yalman’a 4 defa hayır demek ve görüşmemek beni çok üzmüştü. Ama sonunda İstanbul’a bir görüşme yapmak için gelmeye karar verdim. İstanbul’a ilk geldiğimde hayal kırıklığına uğradım. Bana gösterebilecekleri hiç bir şey yoktu. Bir çim sahaları bile yoktu. Avrupa ülkelerinde I. Lig’de mücadele eden bir takımın, böyle bir durumda olması söz konusu değildi. Toprak sahalarda antrenman yapmak, neredeyse bataklık gibi sahalarda futbol oynamak benim için aklın almayacağı bir şeydi. O anda orada yapılacak çok iş olduğunu anladım. İstediğim koşulları sağlayabilmeleri konusundaki ricalarımı hemen kabul ettiler. O kadar altyapısız bir durumdaydı ki mukavelemi bile kendim hazırladım. Sonra akşam otelime gittim. Oradan eşimi aradım. Telefonda sesimi duyduğunda ”Kabul ettin değil mi?” diye sordu. Kendimi övecek bir şey söylemek içimden gelmiyor. Övülecek birileri varsa, onlar da, o tarihte birlikte çalıştığım futbolcularımdır. Her dediğimi yaptılar. Tabii içlerinde bir-iki tane ters yapıda olanı vardı. Ama her dediğimi yaptılar; bana ve kendilerine büyük destek oldular. Birinci yıl kupayı kazandık. Daha sonra toparlandık ve nihayet 3. yıl Lig Şampiyonu olarak Avrupa Kupaları’na katıldık. Böylece yaptığımız çalışmaların semeresini de almaya başladık.
Peki, anlaşmayı kendim yazdım dedin. O nasıl oldu?
Konuları görüştükten sonra Alp Yalman’a ”Bir mukavele yapınız” dedim. O da ”Bay Derwall bunu siz yazacaksınız” dedi. Ben de ”İyi de, buraya bir de benim alacağım parayı da yazmak lazım” dedim. Alp Yalman yüzüme bakarak ”Onu da siz yazacaksınız” dedi. O zaman çok şaşırdım ve çaresiz bir durumda olduğumu hissettim. Çünkü diğer kulüplerde, kurumlarda para en önemli konudur. Tamam Almanya’da da ben çok para kazanan, zengin bir insan değildim. Alman I. Ligi’nin Antrenörleri, Milli Takım Antrenörü olarak benden daha fazla para kazanırlardı.
Hilton Oteli’nde oturup, otelin kağıdına mukavelemi yazdım ve Alp Yalman’a ”bunu inceleyin lütfen ” dedim.
Jupp, geldiğinde, 2002 yılında Türkiye Dünya üçüncüsü olacak deseler inanır mıydın?
Florya’ya ilk geldiğimde, itiraf edeyim, kendi kendime ”Ne işin var senin burada?” dedim. ”Alman Milli Takımı ile Avrupa şampiyonu, Dünya 2′ncisi olmuş bir teknik adamsın. Böyle bir yerde sen nasıl çalışırsın?” diye düşündüm. Biri bana o an Türkiye’nin Dünya üçünçüsü olacağını söyleseydi ”Hadi ordan” derdim. Aslında benim yerimde bir başkası olsaydı, oradan hemen eşyalarını toplayıp, ertesi gün geri dönerdi. Akşam, otelin penceresinden baktığımda, Boğazın şahane manzarası beni çok etkiledi. Balıkçı motorları, giden gelen vapurlar. Ve kararımı verdim.
İlk günlerinizde karşılaştığınız en önemli zorluk neydi?
Takım içinde bir motivasyona ihtiyacım vardı. Bana 35 futbolcu verilmişti. Kendilerine ihtiyacım olmayan futbolcuları satmayı önerdim. Onlar da bana ”Galatasaray’da böyle şey yoktur. Bizde bir futbolcu istediği sürece oynar. Kimseyi satmayız ” dediler. Peki dedim, ”O zaman istediğim futbolcuları satalım, bu satıştan kulübün alması gereken parayı futbolculara verelim” Ve böylece hiçbir futbolcuyu kırmadan 9-10 tanesini satarak paralarını verdirdim ve bana da 24-25 futbolcu kaldı. Ve o futbolcular çok kısa bir süre içinde yeni bir şeyler olduğunu, işlerin düzgün gitmeye başladığını hissettiler. Ve şöyle yorum yaptılar: Ben eğer 35 futbolcunun içinden son 24′e kaldıysam demek daha iyisini de yaparım.
Mustafa Denizli yardımcılığınızı yapıyordu…
Mustafa’yı futbolculuk zamanından tanıyordum. Ve önünde saygı duyulması gereken çok klas bir futbolcuydu. Mükemmel bir tekniğe sahip, golü iyi koklayan bir futbolcu yapısına sahipti. Galatasaray’a geldiğimde, onun görevi genç takımı çalıştırmaktı. Ve bu tam ona uygun bir işti. O gençliğin dilinden çok iyi anlayan, onları hoşgörü ile karşılayan ama gerektiğinde de dediğini yaptıran bir yapıya sahipti. Ve ben göreve başladığımda Mustafa hala çok kaliteli bir futbolcuydu ve kendisini hiç düşünmeden ilk 11′de de oynatabilirdim. Ama bunu yapmadım. Çünkü Galatasaray’ı ileriye taşımak isteyen diğer genç futbolculara bu haksızlık olurdu. Ondan sonra Bay Yalman’a ”Mustafa’yı asistan olarak yanıma almak istiyorum. Ona ihtiyacım var” dedim. Çünkü o çok yetenekli biriydi. Kaleci antrenörlüğü de yapabiliyor, taktiği çok iyi alıyor ve anlatıyor, oyunun akışını çok iyi okuyabiliyordu. Zaten daha sonra da aldığı şampiyonluklarla bunu kanıtladı. Senli benli konuşmadığımız halde, zaman içinde çok yakın iki dost olduk.
Çevirmenin Ahmet Akçam, daha sonra teknik adam olarak Galatasaray’a da hizmet etti…
Ahmet benim için büyük bir şanstı. Samimiyetle söylüyorum benden daha iyi Almanca konuşuyordu. Üstelik benim memleketim Saarbrücken’de okumuştu! Ne kadar şanslı olduğumu düşünebiliyor musun? İyi çeviri benim için çok önemliydi. Çünkü tercümanın kendi yorumunu da katarak çeviri yapması kadar kötü bir şey olamaz. Bu güven çalışmalarımı çok daha kolaylaştırdı. Biz büyük bir aile gibiydik. Benim başarımın sırrı da herhalde buradan kaynaklanıyordu.
Biraz açar mısın?
Örnek vereyim. 60′ncı doğum günümü kutlayacaktım. Hilton Oteli’nde verdiğim partiye yaklaşık 100-150 kişi davet etmiştim. Ama bunların içinde 20 kişilik, kulüpte birlikte çalıştığım ekip de vardı. Sahadaki çimleri kesen bahçıvanımızdan, ahçımıza, malzemecilerimizden, masörümüz Ahmet’e kadar, hepsinin o akşam orada olmasını istedim. Yukarıda misafirlerimle ilgilenirken Hilton Oteli’nin resepsiyonundan bir telefon geldi: ”Bay Derwall lütfen aşağıya gelir misiniz?” Aşağıya indiğimde benim o 20 kişilik ekibim giyebilecekleri en iyi kıyafetleriyle aslanlar gibi kapıda bekliyorlardı. Resepsiyon Müdürü girmelerine güçlük çıkartıyordu. Çok kızdım. Müdüre ”Bayım bunlar benim arkadaşım ve benimle birlikte gelecekler” dedim. Malzemeci Ahmet’e ”Hadi Ahmet yürü” dedim. Asansörün önüne geldik. 10 kişiyi asansöre bindirip yanıma aldım, çünkü onlar benim ailemdendi. Aynı kaderi paylaşıyorduk. Ondan sonraki 2 yıl da o insanların nasıl şevkle çalıştığını, bana nasıl destek olduklarını söylememe bilmem gerek var mı?
1998’de Fatih Terim’e mektup yazdığını ve kendisinin Avrupa’da büyük başarılar kazanacağına inandığını belirtmiştin…
Önce şunu söylemeliyim. Fatih Terim karakterinde bir insana çok az rastladım. Hem insan olarak, hem aile babası olarak, hem de futbola aşık bir insan olarak. Kaptanım olduğu için her şeyi de futbolcularımın yanında konuşamayacağım için onunla birçok kereler yemeğe gittim. Daha sonra kendisine ”Avrupa’ya git. Sen bu işi başaracaksın” dedim. Çünkü kendine olan özgüveni çok yüksek seviyede idi. Kendisine İtalya’yı önermiştim. Çünkü İtalyanlar futboldan anlayan bir kişiye, lisan üzerinde durmayıp görmezden gelecek bir yapıya sahiptirler. Sonra da bildiğiniz gibi İtalya’ya gitti. Ordayken de telefonda defalarca konuştum.
Türkiye’nin Portekiz’deki finallerde olmayışı için neler söyleyeceksiniz?
Bu benim için büyük bir hayal kırıklığı. Sebeplerini kestirmek çok zor. Futbolda her şey olur. Belki de o futbolcuların büyük kısmı ”Bu kadar başarıya imza attım. Dünya üçüncüsü oldum. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadım. Para da kazandım. Artık beni rahat bırakın” diye düşünmüş olabilirler. Futbolda böyle şey vardır. Bu söylediğime inanın. Ve o zaman da zevk almazlar. (Jupp Derwall bu arada yine yazılmaması kaydıyla, eski Galatasaray günlerine dönüp, o zamanki bazı yaşadıklarını anlatıyor.) Bu bakımdan üzücü olmakla beraber, bu futbolcuları da anlayışla karşılamak lazım.
Peki Jupp, 2004’deki Galatasaray için ne diyorsunuz?
Bana ne soruyorsun? Ligdeki puan cetveline bak. Her şey orda gözüküyor.
Şimdi Galatasaray’ın başında Hagi var. Düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Hagi süper bir yetenek. Onun gibi futbol zekasına sahip dünyada çok az oyuncu var. Çok başarılı antrenörler vardır, parlak futbolcu değildirler. Çok parlak futbolcular vardır, antrenörlük hayatında başarılı olamazlar. Bunlar birbirinden farklı şeyler. Hagi de önümüzdeki 2 yıl Galatasaray’da yönetici olarak neler yapabileceğini hepimize gösterecek. Umarım başarılı olur. Çünkü Galatasaray’ın başarılı olması, yeniden Avrupa’da üst sıralara çıkması, beni tahmin edemeyeceğin kadar fazla mutlu eder.
Şu anda Galatasaray’dan kimlerle devamlı temas halindesiniz?
Ahmet Akçam, Mustafa Denizli, Alp Yalman, Erhan Önal, Cüneyt Tanman. Lütfen bunu yazmanı istiyorum. Fatih gittikten sonra Cüneyt Tanman benim kaptanımdı. O da süper bir çocuktu. Çok karakterli bir insandı. Ama maalesef aşırı alçakgönüllü idi.
Peki eski Galatasaray yöneticilerinden hiç görüştüğünüz var mı?
Hayır yok. Bu saydıklarımın dışında belki ara sıra görüştüklerim olabilir, ama şu anda hatırlamıyorum. Ama bir kişiyle gerçekten ilişki kurup, görüşmek isterdim. Gürsoy….
Ergun Gürsoy?
Evet. Çok isterdim onunla buluşup, görüşmeyi. Dostluğumun, arkadaşlığımın devam etmesini. Ama maalesef müşterek konuştuğumuz bir dil yoktu. O, buna mani oldu.
Ergun Gürsoy yaz tatilinde bir gün buraya gelse ister miydin?
Çok sevinirdim. Böyle bir şey yapar mısın?
Neden olmasın? Bakarsın bir günlüğüne sizi ziyarete geliriz. Hem de haber vermeden, çünkü haber verince çok heyecanlanıyorsunuz…
Tamam, haber vermeden gelin! Ha bir de Alman Hastanesi’nde yattığım sırada devamlı beni arayan, ondan sonra hala halimi hatırımı soran, görüştüğüm, -yaşlanıyorum galiba Ali isminde bir arkadaşım var. Bir bacağını kaybetti. Ama onunla da dostluğum devam ediyor.
1988′de bana bir futbol topunu imzalayarak vermiştin. Bu topu maddi imkanları olan bir Galatasaraylı’ya satarak gelirini engelli sporculara kullanmak istiyorum. Bu konuda söyleyeceğiniz bir şey var mı?
O topu sana imzalayarak yalnız ben değil, tüm Galatasaray takımı imzalayarak vermiştik. Türkiye’de senin istediğin fiyata alacak bir Galatasaraylı çıkmazsa, bana telefon et, ben senin istediğin fiyatı verip, o topu müzeme koymaya hazırım. Hele parasını engelli sporculara kullanacağını bildikten sonra…
IRKÇILIĞA KARŞI DERWALL
Aynı zamanda Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı’nı da yürüten Yavuz Kocaömer, 1987-1990 yılları arasında Frankfurt’da Türk-Alman Genç Sporcuları Kaynaştırma Derneği yönetim kurulunda Derwall ile birlikte görev yapmıştı. Dernek her yıl yüzlerce genç Alman sporcusunu Türkiye’ye göndererek, Almanya’daki Türkler hakkındakı önyargıları ortadan kaldırmaya katkıda bulunmayı hedefliyordu. Kocaömer, 1990 yılında spora politika karıştırılmasını protesto ederek dernek yönetiminden istifa etti. Bir süre sonra da bu dernek kapandı. 1992 sonunda Solingen’de Doğu Alman kaynaklı Neo - Naziler 6 Türk vatandaşını yakarak öldürmesinin ardından, Jupp Derwall’in Kocaömer’e gönderdiği mektup, Derwall’in futbol adamlığı dışında insanlığını ve belki de futboldaki başarısını borçlu olduğu karakterini yansıtıyordu. Eski Galatasaray Teknik Direktörü, Kocaömer’e yazdığı mektubun bir bölümünde şöyle diyordu:
“Yavuz, son aylarda seni ve geçmişteki müşterek çalışmamızı çok sık düşündüm. Hem sen, hem ben, ama hem de Alman devleti bence vicdan azabı çekmelidir. Bu dünyadaki bütün maddi değerler ülkemizdeki yabancı insanlarımızın korunması için harcanmaya değer olmalıydı. Alman vatandaşlarım adına utanıyorum. Hele böyle feci bir olayın bugün özgürlük içinde yaşayan Doğu Almanya tarafından kaynaklanmasını içime sindiremiyorum. Biz bu çabaları gösterdiğimizde Federal Alman Hükümeti şu olacakları hissedebilseydi herhalde iki ülke için de yararlı olacak bir eser ortaya çıkarmış olabilirdik. Aynı sitemlerim ve eleştirilerim Özal Hükümeti için de geçerli. Yurtdışında yaşayan insanlarını korumak ve kollamak adına çok fazla bir şey yaptıklarına inanmıyorum. Seninle uygun göreceğin her türlü projenin içinde sonuna kadar çalışmaya hazırım.”
Derwall, söyleşimizde bu mektubu hatırlattığımızda şöyle diyor: “Hala aradan 16 sene geçmesine rağmen, ara sıra düşünüyorum. Çok güzel bir girişimdi bizim başladığımız. Ama sonunu getiremedik. Suçlu aramıyorum ama, galiba sen ve ben olmak üzere hepimizin bu işte biraz payı vardı.”


